Krizalit Kristalin

Perşembe, Temmuz 3 - Şairler Ekmek Yiyor, Fırıncılar Şiir Okumuyor

Kategori: Deneme
I.
Ne vakit kar yağsa,  aklına Erzurum gelir.
1986’yı 1987’e bağlayan gece…

Elindeki fotoğraf makinesiyle kentin eski sokaklarında hiçbir zaman çekemeyeceğin bir filmin görüntülerini kurguladın. Yönetmenlik düşlerinin gizli jönleri de ölmemişti henüz. Yadigâr Ejder’i, o dev cüsseli çocuğu, bir parkta açlıktan kaybetmemiştik. Sonsuz özlemler büyütüyordun yarına. ‘Yoruluyordun bütün yaşları çocukluğa taşımaktan’[1] Işıltılı sözcükler yağıyordu  düşlerine.

En çok Dustın Hofmann'ı severdin. "Geceyarısı Kovboyu"ndaki Rizzo olmak isterdin. Ezik, silik, sorunlu, kıskanç, kompleksli, problemli, alıngan, aşırı duyarlıklı ve çok yalnız. O kişiyi çok severdin, kendine yakın hissederdin.[2]

Yarım kalan sarışın masallar anlatırdın. Yanılsamaydı her şey, Hollywood pırıl pırıl ve umursamazdı. Bilirdin, James Dean olamazdı kimse; Romy Schneider'den güzeli doğmayacaktı bir daha. Gözlerinde zulmün izi olmayan tek kadındı. Onun gözlerinden geçen eylüller biriktirirdin kehribar yalnızlığına. Ne çıkar?..  Anlam için zorunlu ve başarısız figürandın belki de. En güzel adlarıyla oynuyordun  yaşananı. Leylak ve Gül / Lili Marlen... Oysa bilirdin, 'kalbinden başka mülkü olmayanların / yoktur rüyadan başka paylaşacağı’[3]

Odalarımızı bir karaduygu fotoğrafına dönüştüren afişleri çaldığımız geceler... Aynı kitaplardan, aynı cümlelerin altını çizmeler, aynı suç ortağı şiirleri ezberlemeler gibi incelikler... Şimdi, çok eski günlerin çocuksu, buruk özlemleri, hayır, o özlemlerin yalnızca anısı artık.

‘Sebepsiz  hüzün hocam(ımız)dı / loş odalar mektebinde’[4] Galiba biraz da acemisiydik (!) güzel şeylerin. Külebi'nin kamyonları  kavun değil, hüzün taşırdı. Yaşamak, hüzün yüklü kamyonların, keskin dönemeçlerde eksilen düşlerimizle rüzgarda yol alması gibiydi.

Kısık ışıklı  odanda,  Isabelle Adjani afişinin karşısında yeni bir yıla girmiştik. Öğrenciydik, yoksulduk.  Doğmadığımız yılların Doğu türküleri eşliğinde çıkışını bulamayan sular gibi sessizce kendi derinine sızan akışlara dönmüştük. Yeni yılın ilk sözünü söylemekten çekinmiştin. Oysa bilirdin, ‘Aynı sözleri her gün ilk kez söyleriz’[5]  Sonra, usulca bir kitabı aralayıp, bir yılın son günlerine dair şiirler okumuştun. O sıra, şiir okumak bile bir kuşun sesini öldürmekti bilmeden. Şiirlerimiz ve türkülerimiz  bizi başkalarından ayırırdı. Hüzünlü olan her şey vazgeçilmez bir yüzüydü yaşamın, mutluluktan fazla bir şey değildi.
 

II.
Ne vakit kar yağsa,  aklına    Ankara gelir.
1999’i  2000’e bağlayan gece…

‘Ne doğru bir hüzün ne sahici bir yalan’[6]dı   Ankara.
Sıkılmaya başlamıştın yaptığın işten. ‘Edebiyat karın doyuruyordu’; ancak özel bir kurumda Türkçe memurluğu yapmanın, yüzde bilmem kaçlık bir umudu pazarlamanın incitici bir yanı vardı. Hiçbir zaman iyi bir  fakülteyi kazanamayacak yoksul öğrencilerin velilerinden alınan taksitler, meslek lisesi çıkışlı öğrencilerdeki çaresizlik; yalnızca kâra dönüşme hedefine güdülenen  bilinçler, daha çok kazanma düşüncesinden başka hiçbir endişesi,

çatışması olmayan insanların sofranın kurdu olma telaşları, kıştan daha çok üşütüyordu seni. Tahtaya yazdığın dizenin imgesi değil, yüklemi para ediyordu. Artık şiir yazamıyordun.

13 yıl sonra, yine  kısık ışıklı, ancak daha büyük, daha zengin  odanda,  Isabelle Adjani afişinin karşısında yeni bir yıla girmiştik. Okuyamadığın, okumaya fırsat bulamadığın kitapları, sanat-edebiyat dergilerini karıştırmış; müzik arşivini düzenlemiş, yaşadıklarımızı sorgulamıştık. Düzenimizi bozmaya o gece karar vermiştik.  Oysa bilirdik,  ‘Şairler ekmek yiyor, fırıncılar şiir okumuyor.’[1]du.

Herkesin geçmişi, cenneti oluyor bir süre sonra. Ne kadar hüzünle, pişmanlıkla dolu olursa olsun. Yaşanan her şeyi kendi elleriyle bir yalnızlığa yerleştiriyor insan.


III.
Ne vakit kar yağsa,  aklına  Samsun gelir.
2001’i 2002’ye bağlayan gece…

Yedi saat süren yolculukta iki kitap bitirmiştin. Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak ve Tomris Uyar’ın Sesler, Yüzler, Sokaklar. Yeni bir kentte, yeni bir yaşama başlıyordun. Akşamın sekizinde Samsun’daydın. Kent kar altındaydı. Son yirmi yılın en çetin kışı, demişti yol arkadaşın. Karakışta  apansız bir yolculuğa çıkmıştın. Yılın son saatlerini, çarşı iznine çıkmış bir askerin sıkıntısıyla adını bilmediğin sokaklarda tüketiyordun. Sokaklar, renk ve ışık deniziydi. Adıyla, denize inen sokaklarıyla İstanbul’u anımsatan bir caddede,  her sonda, her başlangıçta ve her defasında ‘kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini’[2]  sorguluyordun. Bu kentte kaç yıl yaşayacak, bu kentten kaç yılda sıkılacaktın?  Gecenin akışan kalabalığında yabancı bakışlara bir şeyler söylemeyen bulanık anılarla yarılanan ömrün konaklama yerindeydin. Gençliğin, uçurumlara tutunmuş ağaçlar gibi geçiyordu uzaklardan. Bütün bildiklerin bulanık bir ezberdi.

Niçin çok mutlu değildin? Amacın, yeni bir kente gelmek, yeniden  edebiyat memuru olmak değil miydi? Bilemiyordun. Kırık inceliklerin şairinden birkaç cümle, yazılmamış günlüğünün ilk sayfasındaydı: ‘Niçin aşkların bitiminde, ilk haftalarında tatillerin boş sınıflarda, niçin çıkması artık uygun görülmüş yazı ve kitapların basılı şekilleriyle ilk karşılaşmalarda, niçin inandığımız şeyleri başkalarından da duyunca bir boşluk, bir yıkıntı, bir hiçlik, bir boşunalık, sarar bizi?  Niçin başkalarından bize övgülerde, yergilerde, bizden başkalarına kendimizi örtüsüz dile getirişlerde büyük suçlar işlemişiz gibi bir al basar yüzümüzü? Niçin?’[3]

Kar mavisiyle  tutuşan bir  cümbüş sesiydi  Samsun.  ‘Hani söz vermiştin bana içmeyecektin…’  Sese doğru yürüdün. Köşe başında, küçük bir tabureye oturmuş, önündeki karton kutuda birkaç kaset, cd bulunan ‘garip bir adam’ cümbüş çalıp şarkı söylüyordu. Işıklar, gecenin karanlık yüzünde bir yıldız yağmuru gibiydi. Caddeyi sahneye çeviren ‘garip bir adam’  şarkı söylüyordu. ‘Dokunan bir şey vardı ama neydi / Şarkı mıydı, sesi miydi, adamın kendisi miydi’[4] Anlamak zordu. Adının Hasan Yarar olduğunu kaset kapaklarından öğrendiğin ‘garip adam’, bu kentte tanıştığın ilk kişiydi. Yaşadığı kente anlam katan  insanlardan biriydi.   Gelip geçenler, o uzak gölgeler,  bunun ayrımında değildi sanki.

Dört yıldır Samsun’dayın ve Hasan Yarar’la iki kez konuşabildin. Ancak, onunla her akşam Mecidiye’de ya da Çiftlik’te karşılaştın. Kent, onun gibi insanlarla daha bir anlamlıydı. Kaset kapağındaki ‘Samsunlu Cümbüş Üstadı Hasan Yarar / Demo / Sebo Müzik Unkapanı’ yazısı ve uzak bir boşluğa bakan bakışlarıyla hüzünlü bir fotoğraftan taşan bir öyküydü varlığı. Ürkek bir umutla keşfedilmeyi bekleyen, kentin ortasında her gece yankılanan, kendi düşlerine tutsak  bir sesti. Gündüzleri ortalıkta görünmez; acısını, ağrısını, yarasını saklamak için yedeğinde akşamın ormanını gezdirirdi.. Çünkü, kimse kimseyi acısız, ağrısız sevmezdi. Kimse kimsenin yarasını görmeden dost olamazdı. Algıların coğrafyasına mutsuzluk pahasına katılan şeylerden, çağın kuşattığı değerlerden arınma çabası adına gelip geçenlerin attığı bozuk paralara, yani  en çok dilenci muamelesi görmeye, zorlanmış inceliklere kırgındı.

Samsun’dan ayrılırsan  Samsun Hatırası olarak en çok Hasan Yarar’ı dinleyeceksin belki de.

[1] Şükrü Erbaş
[2] Cezmi Ersöz
[3] Akif Kurtuluş
[4] Asaf Hâlet Çelebi
[5] Şükrü Erbaş
[6] Oktay Taftalı
[7] H. Avni Dede
[8] Murathan Mungan
[9] Behçet Necatigil
[10] Gülten Akın

Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir / Sıddık Akbayır
Zuper (0) ® Zuperle! ® Bağlantı

Saturday, Haziran 28 - Tutuldu deliliğim../..Lades

Kategori: Siir
.bir şiirin içine sığındım, ayrılıklar dinince haber verin..

sarı sayfalarda adresi yok hüznümün
çobanların kavalından süzüldüm ve geçtim
tenime değmeden utandı yanık ezgiler
ah dilim..! ..Ben sana “seviyorum” deme demiştim

yüksek sesli konuşmalar geceyi uyandırdığından beri uykusuzum
çelişkiler aşk’ın yolunu kesmiş
Sen bana bakma ey sâki..! .Demindeyim vedaların ve huysuzum

seni, diline biber süremediğim yalancı anıların yanına koydum süt düşüm
kurallara uy, konuşma
seslensen de dönüp arkama bakmayacağım

..hoyrat olma sevda, dokun ama hırpalama..kadınlığımdan utanmadım, midesiz yalanlardan utandığım kadar..tutkunun kalbine kim sapladıysa bıçağı çeksin hemen, intikamım acı olur sonra, tat alamazsınız..

rüzgar..! ..Okşarken acıtıyorsun özlemleri
dilimde anlamını bilmediğim kelimeler var
öpüşlerimden akan sızı efsunlu

kanım kaynıyor, ateşimin altını kısın

dibi delinince aldanışların,
küçük bir çocuk gibi inandığım sözler kıyıya vurdu,
gidip bakmadım
gömdüm ihanetleri../..kimse başlarında ağlamasın
dünde bıraktım saflığımı, acı(ya) madım

..seviştikten sonra bile aynı bakabiliyorsa sevdalının gözleri, ruhuyla sevişmiş demektir..

aldanmak..her sevdanın dayandığı ibre
ki hiçbir zaman sevişmedik aslında
sadece bedenlerimize ninni söylettik gözlerimizi kapamadan önce
temizledik akıttığımız ağdalı coşkuları
sonrası uyanış. Gözler aynı bakmıyor sabahları

ey kıvrımlarının debisi çağlayan acuze..!
Kan(a) ma bu sefil tapınmalara
bedenimde uyu, gözlerimde uyan
içindeyim. Dışında olamayacak kadar

..çığlık atan kavuşmaların dili tutuldu.. her şey bir anda değişebiliyor, saç telinin rengi bile..koynundayım dalgaların..göğsümü gıdıklıyor sarnıçlarımdaki serseri çocukluğum..göz yaşlarımı çekinmeden içti la minör haylazlıklar..açıldı göz kapaklarım..! .Görüyorum..

tahrik oldu hırsım
soyunuyorum kalpazan bakışlardan

deli yanımı tuttun ey hayat!.. Lades


Silifke - İzmir
eylül - '04
 

Pelin Onay
Zuper (0) ® Zuperle! ® Bağlantı

Perşembe, Haziran 26 - Blogcu.com

Günlerdir "aradığımız servise ulaşmamızı engelleyen" blogcu yönetimini esefle kınıyor ve haklarında ileri geri konuşma gereği duyduğumu belirtiyorum! Kaş yapayım derken göz çıkartmakta üzerinize yok maşallah.
Zuper (1) ® Zuperle! ® Bağlantı

Perşembe, Haziran 12 - Hatırlat da Haziran'ın Sonlarında Çocukluğumu Yakalım

Kategori: Siir

Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum
Şehre inerim bir sinema yağmura çalar
Otomobil icad olunur, Zarifoğlu ölür
Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-Senegalliler dahil değil

Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-Yoksa seni rahatsız mı ettim?

Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-Freud diye bir şey yoktur.

Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-Haydi iç de çay koyayım.

Ah Muhsin Ünlü

Zuper (0) ® Zuperle! ® Bağlantı

Pazartesi, Haziran 2 - Hayat Bazen..

Kategori: Yasam
Bazen, uzun yıllar oturduğun evden göç etmek zorunda kalırsın da ayrılmadan önceki son gecede bir hüzün sarar benliğini... Sonrasında da tüm eşyalarını toplamış, son kez kapıdan içeri bir göz atarsın donuk gözlerle, içinden geçen "vay be ne günlerdi" sözleri eşliğinde... Evet, insanı etkileyen bir psikoloji bu! Hayat kimi zaman insana, insan istemese bile bazı şeyleri zorla yaptırmakla görevli sanki... Kopmak istemiyorsun ama zorla kopuyorsun, kapıyı kapatıp çıkmak istemiyorsun ama başka çaren yok... Oysa artık, *bir ülkeden bir iç ülkeye göç etme zamanını yaşamalıyız.




Zuper (1) ® Zuperle! ® Bağlantı

Çarşamba, Mayıs 21 - Yok/luk

Kategori: Yasam
Zihin tecavüzüne uğradım... Suçluları aramakla geçiyor günlerim...

Zuper (0) ® Zuperle! ® Bağlantı

Perşembe, Mayıs 15 - İkaros'un Söylediğidir

Kategori: Siir

I.

Adı sessizliktir

varoluşun evinde

yok dilde konuşan



II.

Bir ağaç uzar göğe

bir ot delirir

güneşi Tanrı'yla sınayan



III.

Ağar ilk defa kuşlar

kirli çatıların uzağında

akşamdır, yüzünde dolanan



IV.

Denizi geçtik, sonsuz denizi

tuzlu sular edindik

sokak çalıgıcılarından



V.

Adı sessizliktir

insanı kendine bir insan

gibi bırakan



VI.

Ve yalnız sana İkaros

ve yalnız sana

inandım bir

bağışla

yan.


Zuper (2) ® Zuperle! ® Bağlantı

Saturday, Mayıs 10 - Ara Çağrı

Kategori: Siir
Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım
Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım
Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım
Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda
Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım
Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım
Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım
Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku
Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım
O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım

Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı,
Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım!..

Erdem Beyazıt*
Zuper (1) ® Zuperle! ® Bağlantı

Salı, Mayıs 6 - Gitmek

Kategori: Siir

pencereden baktığım

şu sokaktan

-yani ki şu bizim sokaktan-

şimdi kendimin geçtiğini düşünüyorum

 

geride bırakıp her şeyi

kendimi bile götürmeden

öylece çıkıverdiğimi hayatımdan

 

ah ne uzak bir hayale öykünüyor ürkek içim

-acı bir gülümseme dudağımdaki-

şimdi (um)arsızca şu sokaktan

              kendimi

geçtiğimi

düşü/nü/yorum
Zuper (1) ® Zuperle! ® Bağlantı

Salı, Mayıs 6 - Ve Mutsuzduk Biz

Kategori: Siir
"Ve mutsuzduk biz
Ah ne güzeldi o günler…"*
* Victor Hugo

Yüzündeki  serinlik kimin gözlerine dokunsa mahcup bir bakışa dönüşürdü. Uykusuna gömülmüş meyyit olurdu kim varsa.
Önce ben düştüm. Sonra şehir, insanlar…
Bakışların kanıma karıştı ve zehirlendim.
İstasyon istasyon arandım durdum. İçim ezildi. Bir sabahı daha geçtim- buhurumeryem- düşlerimde gezdirdiğim ivedi tutku ve son tren.
Ağır teamüllerin nişanı üstümde gezdirildi; sana mühürlendim. Oysa sen, ne kadar kahramansan, ben o kadar olağan şüpheliydim.  
Rutubetli yüzler, çarmıha çekilmiş birkaç resim ve fırtınadan arta kalan son martı çığlığı.
Efkar tutarsa beni bu şehirde, tutarsa yılgın bir titreme; - Anla o zaman ne kadar hatıra varsa karantina.
-Zabit kayıtlarında eşkâlimize şerhler düşüyor sinsi bir kalem.  Gözlerini lavaboda unutmuş metalik bir gülümseme beni sana ihbar ediyor. Ve yarım kalmış bir öfke sahibini arıyor.  Farkında mısın? -
Ömer İdris A.


Zuper (1) ® Zuperle! ® Bağlantı

¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯
Önceki Zuper -®- Sonraki Zuper
TemizEkran

Blogcu ile yapıldı, zupermen de üzerinde çalıştı!

kısagün-lük! (2bin 5/6/7)


Ben hiçkimseyim, sen kimsin!

Her hakkı saklıdır ©

Kişisel Mevzu

Zupermen
Msn & İletişim
g-Talk
Kısaca Dün

Kategoriler

Şiir (43)
Kişisel (35)
Video (31)
Güncel (24)
Deneme/ler (17)
Yaşam (16)
Futbol (6)
Siyasi (5)
Kısa Film (3)
Müzik (2)
Teknoloji Filan (2)

Zuperlenenler

Bildirgeç
Türkçe Sevdalıları
hafif.org
Birikinti
Altı-Üstü Tasarım
Şairler Birliği
Türk Blog Yazarları
Alemin Renkleri
Afişist / Araf

Etiket Bulutu

ölüm şiir aşk beşiktaş ben blog ferhat kalender gölge google bize logo yapsana google türkiye google istanbul kadın karınca logo müzik maç sevgili shake it up şekerim su türkiye uyku video vimeo yüksek sadakat yürek yaşam yalnızlar zahmin


"Rahatta Duramayan Dergi"



"Ne çok yorulduk büyümekten soluklanalım biraz!"

Ekstra Torpil

Sansasyonella

Özel Kadro

!kona!
Michougué
inikâs
O Bir Metebilge

Salkım-Söğüt

Derin
Gecenin Günlüğü
I-cha
Sojourney
Pervaneler
Sokak Lambası
Nar Nar

Şapkadan Çıkanlar

Alemin Renkleri
Tuğba Akbey İnan
Dream-Sact
Don Kişot
Jazette
Jurnal
Okyanustaki Rüzgar

Kişisel Torpil

Kaldırımlar
Live 4 it!
Ulya-ca
Mavi Genç
Ayak Topu
Türkçe RSS ve Blog Destek

Yolcu Dergisi

"Geçmişten Günümüze"

Mart '08
Şubat '08
Ocak '08
Aralık '07
Kasım '07
Ekim '07
Eylül '07
Ağustos '07
Temmuz '07
Haziran '07
Mayıs '07
Nisan '07
Mart '07
Şubat '07
Ocak '07
Aralık '06
Kasım '06
Ekim '06
Eylül '06
Ağustos '06
Temmuz '06
Haziran '06
Mayıs '06
Nisan '06
Mart '06
Şubat '06
Ocak '06
Aralık '05
Kasım '05
Ekim '05
Eylül '05
Ağustos '05
Temmuz '05
Haziran '05
Mayıs '05
Nisan '05

¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯
Visit Turk Blog Yazarlari

¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

Personal Blogs -  Blog Catalog Blog Directory

Personal Blogs - Blog Top Sites

Blogbul.com

Blogarama - The Blog Directory

Technorati blog directory