.bir şiirin içine sığındım, ayrılıklar dinince haber verin..
sarı sayfalarda adresi yok hüznümün çobanların kavalından süzüldüm ve geçtim tenime değmeden utandı yanık ezgiler ah dilim..! ..Ben sana “seviyorum” deme demiştim
yüksek sesli konuşmalar geceyi uyandırdığından beri uykusuzum çelişkiler aşk’ın yolunu kesmiş Sen bana bakma ey sâki..! .Demindeyim vedaların ve huysuzum
seni, diline biber süremediğim yalancı anıların yanına koydum süt düşüm kurallara uy, konuşma seslensen de dönüp arkama bakmayacağım
..hoyrat olma sevda, dokun ama hırpalama..kadınlığımdan utanmadım, midesiz yalanlardan utandığım kadar..tutkunun kalbine kim sapladıysa bıçağı çeksin hemen, intikamım acı olur sonra, tat alamazsınız..
rüzgar..! ..Okşarken acıtıyorsun özlemleri dilimde anlamını bilmediğim kelimeler var öpüşlerimden akan sızı efsunlu
kanım kaynıyor, ateşimin altını kısın
dibi delinince aldanışların, küçük bir çocuk gibi inandığım sözler kıyıya vurdu, gidip bakmadım gömdüm ihanetleri../..kimse başlarında ağlamasın dünde bıraktım saflığımı, acı(ya) madım
..seviştikten sonra bile aynı bakabiliyorsa sevdalının gözleri, ruhuyla sevişmiş demektir..
aldanmak..her sevdanın dayandığı ibre ki hiçbir zaman sevişmedik aslında sadece bedenlerimize ninni söylettik gözlerimizi kapamadan önce temizledik akıttığımız ağdalı coşkuları sonrası uyanış. Gözler aynı bakmıyor sabahları
ey kıvrımlarının debisi çağlayan acuze..! Kan(a) ma bu sefil tapınmalara bedenimde uyu, gözlerimde uyan içindeyim. Dışında olamayacak kadar
..çığlık atan kavuşmaların dili tutuldu.. her şey bir anda değişebiliyor, saç telinin rengi bile..koynundayım dalgaların..göğsümü gıdıklıyor sarnıçlarımdaki serseri çocukluğum..göz yaşlarımı çekinmeden içti la minör haylazlıklar..açıldı göz kapaklarım..! .Görüyorum..
tahrik oldu hırsım soyunuyorum kalpazan bakışlardan
Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum Şehre inerim bir sinema yağmura çalar Otomobil icad olunur, Zarifoğlu ölür Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-Senegalliler dahil değil
Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-Yoksa seni rahatsız mı ettim?
Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-Freud diye bir şey yoktur.
Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı, Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım!..
"Ve mutsuzduk biz Ah ne güzeldi o günler…"* * Victor Hugo
Yüzündeki serinlik kimin gözlerine dokunsa mahcup bir bakışa dönüşürdü. Uykusuna gömülmüş meyyit olurdu kim varsa. Önce ben düştüm. Sonra şehir, insanlar… Bakışların kanıma karıştı ve zehirlendim. İstasyon istasyon arandım durdum. İçim ezildi. Bir sabahı daha geçtim- buhurumeryem- düşlerimde gezdirdiğim ivedi tutku ve son tren. Ağır teamüllerin nişanı üstümde gezdirildi; sana mühürlendim. Oysa sen, ne kadar kahramansan, ben o kadar olağan şüpheliydim. Rutubetli yüzler, çarmıha çekilmiş birkaç resim ve fırtınadan arta kalan son martı çığlığı. Efkar tutarsa beni bu şehirde, tutarsa yılgın bir titreme; - Anla o zaman ne kadar hatıra varsa karantina. -Zabit kayıtlarında eşkâlimize şerhler düşüyor sinsi bir kalem. Gözlerini lavaboda unutmuş metalik bir gülümseme beni sana ihbar ediyor. Ve yarım kalmış bir öfke sahibini arıyor. Farkında mısın? - Ömer İdris A.
Hiçbir
şey gönlümde büyüttüğüm kadar saf değil. Hiçbir şey senin kadar masum
değil içimde ki çocuk. Kim demiş sadece dumanlı dağlara kar yağar diye.
Tüm karlar gönlüme yağar asıl. Ardından buzullar oluşur eteklerimde.
İlmek ilmek dokunur damarlarıma simsiyah sözcükler. Her kelime dağ olur
gönlümde. Her kar tanesi bir aşk türküsü… Notaları yoktur bu türkünün.
Bu türkünün notaları ikinci cemre düşende gönle, yeniden bestelenir.
‘’Aşk ebruli bir tebessümdür kalbime.’’
Sonrası mı ?
Koyu bir sessizlik.
Ardı sıra bir yıldız kayması…
Yürek patlaması.
Suskunluğumun
kıyametidir bu an. Tüm mahşerler gözlerimde… Asi iç çekişler kapıları
çarpan ellerimde… Ve ah’lar yumruğumu vurduğum masalarda, cam
kırıklarında…
Sen asi gecelerin berfin’i! Aşkı ne sandın kırmızı bir gül mü? Bilemedin.
Aşk
kurumuş bir güldür, gitmekle kalmak arasında ki şeydir. Dur. Hemen
korkma. Unutma ki gökyüzünün en parlak yıldızı hala orada. Ve aşk
gönlünde hala dipdiri…
Tüm
sırlı yıldızların adları bende saklı. Yeryüzünün tüm denizlerine düşen
yakamozlar benim gözlerimde ışıldar. Bir ben bilirim suskunluğumun
tarihini. Her gece bir ben dokunurum gökyüzünün en parlak yıldızına. Ve
her sabah güneşin kaskatı kaldırımlara cansız düştüğünü bir ben görürüm.
Şimdi
aşk kimsesiz bir çocuğun gözleri kadar yalnız yüreğimde… Sen olmasan ne
anlamı kalır göğün? Tüm aşk eşkıyalarının yüreklerini sonsuza dek
kelepçelesek aşk terörden kurtulur mu? Kurtarmaya yeter mi bu aşkı?
Kelebekler kanatsız kalınca ve sevda yorulunca yüreğimi ellerimin arasına alıp gidiyorum işte.
Bu şehir gelince aklıma hatırladığım hiç bir şey olmamalı.
Güneşe yürümek gibi bir şey bu şehri terk etmek fikri… Şimdi konuşurken, aşk karanlığın ortasında intiharı bekliyor.
Ve kar yağıyor…
Artık
her kar tanesi borandır, fırtınadır. Çığ düşünce beklentilerime aşkımın
kıvrımları kana bulandı. Aşkımın böğrüne kara bir hançer saplandı.
Adamakıllı sendeledi aşk. Adamakıllı afalladı.
Sen
sadece göktaşlarını düşürmeye ve aşkı ağlatmaya mı yararsın? Gözlerimde
ateşten zehir taşıyorum. Aşkı öldürenleri de öldüreyim diye… Lakin
acının hilali düşer gönlüme, acırım…
Bu aşk neden hep böyle haleli…
Bazen
hasretler olabildiğince zirveye çıkar. Gözyaşlarıysa kuytularda
gizlenir. O vakit dünya kadar yıldız düşse önüme ben yine kendi
yıldızımı isterim. Bunu adına ne denir, bilmem. Ama aşk ağrır ellerimde.
…
Bu gece kar yağıyor, alarm veriyor şehrin karanlıkları.
Ölümse olanca esmerliğiyle duruyor kalbimde.
Ellerim,
ellerim ve gözlerim yanıyor. Yüz binlerce melek saçlarıma tane tane
düşüyor. Şehir serseri edasıyla sabahı bekliyor. Bense kar tanelerinin
aşka kaval çalışını.
paylaşılan mutluluğu severim engin denizler kadar güzeldir o
I bana ait olmayan cesetleriyaktım bütün gece küllerini savurdum dans ettim ay kaydı yıldızlar gülüştü pervasızca ve saçlarımdan bir demet düştü suya aldım öptüm gözbebeklerinden cazibesini yitirmiş bir kadındın sen seni ben güzel yaptım.
II davudi bir sesim vardı sonra kayboldu yıldızların üzerine çığ düştü ve ellerim damıttı ellerini-utandın- demek ki biliyorsun ah,tarihsiz duyguların ilk resmini bulutlara çizilen gözlerine çiy düşmüştü üşümüştün aldım ısıttım seni.
III ben uzaktan severim seni de öyle sevdim bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza kuş kanadı bir tutam bıraktık korkularımızı uçtuk gittik
iki arada, bir derede düşürdüm emanetini dağılan kuşlar geride bir şeyler bırakmadı bahçeme, reklerim soluyor, soluyor yüzüm kendime kapanıp yalnızlığımı büyüteyim diyorum, diyorum direneyim hiçbir şey böyle ucuz değil kıskıvrak yakalandığım geçmişim yontuyor içimde göveren hevesi bir çivi gibi çakılıyorum, aklımda tersine düzüne geçirmiş nehirler...
kudurgan ağrılar dökülüyor başımdan aşağı, âh, rabbim bana bir tutam iyilik ver. metanetini çiziyorum geceye annemin ve bakıyorum avuçlarından çöl yudumlarığım sulara seni bulmam için ikide bir kaybettiren nedir? sürgünlüğümü yüklenip dalacak mısın hülyasına dokunaklı tesellilerin, bilmiyorum. bildiğim; şimdi yarın olmalı bütün bu ağırlık, sancı ve geceye inat okuyup gördüklerimi, "kâbustu" demeliyim aklımın ve kalbimin hizasına gelip de beni derinden saklayan niyetim; sen söyle sadece bu boran, bu ayaz varsın dinmez olsun, geçtim renklerimden, solsun yüzüm ya aradan al beni, ya kurut bu dereyi ya kaldığım yerden râzı kıl, ya yeşert gideceğim yerleri.