Türkiye ileri gideceğine sürekli
geriliyor. Eriyor, küçülüyor, yok oluyor. Hayatın her alanında her tarafında
yaşanan korkunç bir erozyona uğrama süreci başladı sanki. Hatta erozyon da
değil mutasyon, haydi Türkçe yazalım değişim de diyebiliriz buna. Hem de
futbolda tam 85 yıl bekledikten sonra bir yerlere gelmek üzereyken…
15 Martta Ankara’da oynanan
Ankaraspor – Galatasaray maçında misafir takımın taraftarları küfür ettiği için
Galatasaray’a seyircisiz oynama cezası veriliyor. Avrupa ile it dalaşına girip
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti. Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde böyle bir ceza
yok!Bugün bana yarın sana. Hafta sonu
maçında Kadıköy’e kiralık 50-60 çapulcu sokarsın. Bol bol küfür ederler.
Fenerbahçe de bir sonraki maç veya maçlarını seyircisiz oynar. Ve bu örnekten
yola çıkarak bir zaman gelir bu liglerde hiçbir takım seyircili oynayamaz hale
gelir. Bu nasıl bir izan, idrak, akıl mantıktır? Bu cezayı icad eden ve
uygulamaya sokan ey sivri akıllılar!
Avrupa ile it dalaşına girip de kendini
onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol ülkesi
olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun ki
İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere Avrupa’nın
futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde, hiçbir derbide rakip
takım taraftarlarına 1500 bilet verip sonra da onları bir vahşi hayvan gibi
üzeri kapalı, her tarafı tellerle çevrili kafeslere tıkmıyorlar. Eğer senin
insanın hakikaten bir vahşi hayvan gibiyse o zaman da devlet kanun ve hukukunu
devreye sokup o insanları durdurursun. Bir avuç seyirci ile izlenen büyük
maçlar, bu ilk 6 büyük futbol ülkesi ve diğer Avrupa ülkelerinin hiç birinde
yok!
Avrupa ile it dalaşına girip de kendini
onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol ülkesi
olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun ki
İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere Avrupa’nın
futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde, hiçbir derbiden önce
taraftarlar böylesine birbirini yemiyor. Evet tabi ki oralarda da zaman zaman
görülüyor bu olaylar ama bizdekinin eşi benzeri yok. Senede 6 kez üç büyükler
arasında yaşanan her derbi öncesinde sanki bir klasik haline gelmiş bu vahşet
görüntüleri. Yarın öbür gün belki aynı birlikte silah altında askerlik arkadaşı
olacak bu gencecik cahiller ordusu bir birlerinin kafasını taşla yaralamak,
bıçaklamak gibi insanlık dışı dürtülerin önüne geçemiyorlar ne yazık ki.
Cumartesi günü Beşiktaş maçı öncesinde sokak ve caddelerde bilmem kaç yüzüncü
kez yaşanan bu vahşete dur diyecek biri yok mu? Bence yok!! Ve lafa gelince
“Nedir bu Avrupa özentisi, asıl onlar barbar, medeniyeti bizden öğrensinler,
biz her zaman daha büyük bir ırkız” diye ahkam kesen ey aklı kör beyinler.
Avrupa’da, her hafta, her sezon bu kadar çok olay yok..!
Avrupa ile it dalaşına girip de
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde polis
kalkanları altında taç atışı yapmaya çalışan bir dünya starı var mı? Hafta sonu
Chelsea – Middlesbrough maçından bir korner atışı geldi bir kanalda ekranlara.
Köşe gönderine sadece 2
metre mesafe vardı. Korneri atan da rakip takım
futbolcusuydu ve hemen arkasında,biri 7
biri 10 yaşlarında iki çocuk merakla eğilip izlerken, arkada da bir sürü bayan
taraftar vardı. Ellerinde içecekleri ile güler yüzler sergiliyorlardı?? Geçen
seneki su faciasından sonra Galatasaray’ın aldığı büyük cezaya rağmen hala
sahaya hem de iki kez aynı futbolcuya atılan yabancı maddeler var mı o
ülkelerde? Ne kadar iğrenç bir görüntüydü. Polisler ve kalkanlar havada.
Arkasında Alex eliyle polislere açılın da topa vurayım diye yalvarıyor. Var mı
böyle bir ülke daha ha? Yok!
Avrupa ile it dalaşına girip
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde, hiçbir
derbiden önce bir kulüp başkanı çıkıp da “Trabzon’daki maçta 1995-96 yılında
kaçan şampiyonluğun rövanşı” bahanesiyle binlerce insanı son hafta oynanacak
Trabzonspor – Fenerbahçe maçı öncesinde adeta savaşa kışkırtıyor mu? Üstelik
bir de şöyle başkan böyle başkan diye bahsediliyor kendisinden. Çiçeği burnunda
yediği naneye bakın siz. Var mı Real’de, Milan’da, M.Utd’de, Barca’da,
Bayern’de böyle bir başkan? Oralarda bilmem ne sezonunda kendi aptallığı
yüzünden kaçırdığı şampiyonluğun hesabını kesmek için yıllar sonra gündemi
gerilime iteleyen bir başkan var mı? Yok!
Avrupa ile it dalaşına girip
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde simit satışı
yüzünden çıkan kavgada, küfür ettiler diye bir futbol kulübünün binasını basıp,
silahları çekip acımadan insanları çekip vuran ailelerini acılar içine iten,
futbolcularının psikolojilerini alt üst eden bir başka ülke daha var mı? Yok!
NEDEN BU 6 ÜLKE?
Bugün başta FIFA ve UEFA olmak
üzere, Avrupa ve Dünya’da hangi futbol sitesine girerseniz girin ilk önce o 6
ülkenin o haftaki puan cetvelleri çıkıyor önünüze. Kabak gibi. Peki neden?
Nedeni işte yukarıdaki gibi iğrenç örnekler yüzünden. İçin için, sinsice bir
gözlem altında tutuyorlar bizi ve bilinç altında bizi hiçbir zaman adam yerine
koymadıkları için. Yarın 2008’de Türkiye Avrupa şampiyonu olsa ve şimdilerde Fenerbahçe
sonralarda bütün takımlarımız da Avrupa’da aynı zaferleri yaşasa o zaman 7’nci
ülke olur muyuz dersiniz acaba? Hiç sanmam. Çarşamba gecesi Fenerbahçe
kaybettiğinde de zerre kadar kılım kıpırdamayacak. Zira tur atlanılan gecelerde
oturduğum bölgede silahlar patlıyor yıllardır. 25-30 sene önce olmayan şeyler
bunlar. Korkunç, ürkütücü bir değişim gösteren bu garip halk ve halklar
topluluğu adam gibi, insan gibi, sporu spor gibi yapıp, sporu spor gibi kabul
edip izlemeyi öğrenmedikçe de bu ulusa AVRUPA’da başarı haram ve hiç yakışmaz…
12 Aralık 2007′de başkan Nebi Hatipoğlu basına verdiği bir demeçte “Sergen’i neden aldınız? İşe yaramaz diyenler utansın. Sergen takıma ağabeylik yapıyor. Tecrübesi ile kaptanlık bandını da koluna taktı. Yaptığı asistler ve attığı gollerle klasını gösteriyor. Taraftar onu bağrına bastı. Sergen marka olmuş Eskişehirspor’a büyük katkı sağlıyor” demişti…
Aradan 4 ay geçti ama işler hiç de böyle toz pembe gitmiyordu. Sergen Yalçın var diye biz iddaaseverler de takımı banko yazıyorduk toto ve iddaa kuponlarına. Ancak ertesi gün gazetelerde gördüğümüzde Sergen’in değil 11′de maç kadrosunda bile olmadığı en az 7-8 maça çıkmıştı Eskişehirspor. Neler oluyordu peki? Olan malumdu. Türk futbolunu yıllardır takip ederim. Bana göre eski Beşiktaş’lı Yusuf Tunaoğlu, Fenerbahçe’li Rıdvan Dilmen ve Sergen Yalçın kim ne derse desin bu ülkeden çıkan en büyük 3 futbolcudur. Ne Metin Oktay, Can Bartu, ne Hakan Şükür, ne Cemil Turan, ne Tanju Çolak ne vs vs . Yalnız lütfen dikkat! En başarılı demedim, en büyük, yani beceriye sahip futbolcu gibi futbolcu dedim. Sergen Yalçın için fazla bıdı bıdı yapmaya hiç gerek yok şu satırlarda. Onun futbol ve futbolculuğuna laf söyleyip dil uzatanların futboldan anlayıp anlamadığı ve zeka seviyesi sorgulanır hiç kuşkusuz. Ancak Sergen Yalçın’ın o kendine has yaşam standardı, özgür kimliğinden asla ve asla hiç bir zaman taviz vermeyen, özü sözü bir, mert ve lafını sakınmayan kişiliği her zaman başına dert olmuştur. İşte bu profilde bir Sergen Yalçın’la geçmiş futbolculuk hayatı ve antrenörlük yaşamında tam tersi bir, disiplin, öz veri, çalışkanlık, Türk toplumunun aradığı en büyük özelliklerden biri olan “Adam gibi adam olmak” vasıflarına sahip Metin Diyadin aynı çizgide buluşunca olanlar olmuştur. Çünkü Sergen sık sık sakatlanır (?) sık sık antrenmanlara çıkmaz (?) ve gene sık sık Hipodrom ve gece hayatına devam eder. Ve ne ilginçtir ki sık sık da oynadığı maçların kaderini değiştiren adam olmaya devam etmektedir. Metin Diyadin bu duruma daha fazla dayanamaz veeşitlik ilkesi, adalet olgusu sağlayabilmek adına onu takımda görmek istemez. Aynı şekilde karşılık da Sergen’den Metin hoca için gelince ipler kopar ve geçtiğimiz hafta yönetim tıpkı Oftaşspor’da olduğu gibi Metin Diyadin’in görevine son verir…
Bu mudur Olması Gereken? Oftaşspor’u şampiyon yapan hocası takımı Süper Lig’e çıkarttığı halde Cavcav tarafından yollanır. Bu bilindiği halde Eskişehirspor yönetimi Diyadin gibi bir hocayla kan ve karakter uyuşmazlığı daha baştan belli olduğu halde Sergen Yalçın’ı nasıl alabilir? Haydi aldı. Pekiyi böyle mi olması gereklidir? İki insanı yan yana getirip “Yaaa şu iş bitene kadar birbirinize bir şekilde katlansanız, sen İstanbul’u 1-2 aylığına unutsan, daha sık oynasan, antrenmanlara çıksan ama gene hafif çalışsan fakat her kes seni görse” dese ve hocaya da “Yaaa hocam sende diğer çocuklara “Sergen bildiğiniz Sergen ona hakimiyet kurmak zor, bu sezon bitene kadar ondan en iyi şekilde faydalanalım sonra söyleyeceklerim olacak” diyerek takımı bir şekilde gene sevk ve idare etsen” diyemezler miydi? Bu kadar mı zor yöneticilik? Ama olmadı. Sergen Yalçın Sakaryaspor maçı öncesinde “İlk 11′de olmayacaksam beni hiç kadroya alma” dedi. En önemli virajlara girilen şu haftalarda Diyadin de kadroya almadı ve bomba patladı. İş dönüp dolaşıp psikolojik düşünceler muhakemesine geliyor işte…
Aile İçi Kavga ES-ES’i Dağıttı! Eskişehirspor Altay deplasmanından 2-1 mağlup ayrıldı 20 gün önce. Sonrasında evde Sakaryaspor beraberliği ve Pazar günü de Sergen’li kadro ile Diyarbakır’a 1-0 mağlup oldu kırmızı şimşekler. Nejat Bijediç’te çıktığı ilk maçta yenilgiyle tanıştı böylece. 3 haftada giden “7″ puan şampiyonluk yolu ve iddiasındaki bir takım için çok ama çok büyük bir yaradır. Örneklerini yıllar yılı onlarca kez gördük yaşadık. Şimdi Eskişehirspor’lular bana ve aynı şekilde düşünenlere kızacaklar “Daha 7 hafta var. Bu lig zaten zor. Her hafta olmadık sonuçlar oluyor. Sakaryaspor, Kocaelisor ve Antalyaspor’un puan kaybetmeyecekleri ne malum?” diyeceklerdir ama işleyen dişliye çomak sokarsanız o dişliden hayır gelmez derim bende. Eskişehirspor kalan haftalarda bir de Kocaelispor deplasmanına gidecek!! Ve bu olumsuz havayı dağıtıp yeniden toparlanmak bir hayli zor olacak. Umarım düşündüğüm gibi olmaz. Eskişehirspor Turkcell ligine en çok yakışacak, arkasında çok büyük mazisi, taraftarı olan büyük bir kulüp. Ama bir Antalyaspor da baştan siyasi destekle yola çıkmıştı ve hala yarışta olan bir takım. Sakaryaspor ve Kocaelispor da aynı şekilde büyük şehir takımları ve artık yarışın tam içinde amansız bir son 7 hafta yaşayacaklar. Nasıl olur nasıl kaybederler de Es-Es yeniden ilk 6′ya girer bilmiyorum ama iş sanırım Play-Of’lara kalacak bu gidişile. Ve buna en çok üzülenlerden biri de ben olacağım. Fethi Heper’li, Kamuran’lı, Kaptan İsmail’li, Kaleci Hakkı’lı, Ayhan’lı, İlhan’lı,Ender Gonca’lı o kadro da 1970-71 sezonunda Sevilla’yı 0-1 ve 3-1′lik skorlarla UEFA Kupası’ndan elemişti. 1974-75′de o zamanlar yapılan Balkan Kupasında 2. olmuştu. Türkiye liginde 3 kez 2. olan bu kadro kupalara da ambargo koymuştu. Böylesine büyük bir camia bu sene yüzüp yüzüp kuyruğuna kadar geldiği bir şampiyonluğu veya ikinciliği tehlikeye soktu ne yazık ki. Play-Off’larda ne olacağı hiç belli olmaz. Tek bir maçta koca bir sezon yanıp gidiyor. Kim bilir belki de Pazar günü yenildiği Diyarbakırspor’la eşlecek mesela. Ya da Orduspor, Diyarbakır veya ilk 2 olamayan Kocaelispor, Sakaryaspor ve Antalyaspor’dan biri olacak o gece karşısında…
Suçlu Kim? Peki o zaman kimdir aslında kıl olan? Kıllık yapıp koskoca bir camiayı şu günlerde yine, yeni, yeniden üzüntüye boğan? Bohem hayatından bir türlü vazgeçemeyen gelmiş geçmiş en büyük 3 futbolcudan biri olan Sergen mi? Yoksa disiplin de disiplin diye her takımda başarılı olduğu halde hep sonunda kaybeden Diyadin mi? Yada bu yanlış ikiliyi yan yana getiren, getirdiyse de arayı bulmakta zorlanan yönetim mi?. Suçlu aramak bulmak zor elbette. Ama suç yerine bir hata aramak gerekiyorsa eğer işte o noktada sorunun cevabını 40 yıllık tecrübelerime dayanarak söyleyip bağlamak istiyorum konuyu. Hata; Metin Diyadin gibi prensipler sahibi bir hoca yerine daha eski kaşar, esnek,güler yüzlü, daha sevgi dolu ve tecrübeli bir hocayla başlamamaktır. Sergen Sergen’dir ve futbolda aslolan, futbolcu gibi bir futbolcuyla başarılı olma gerçeğidir. O halde şimdilik tercih doğrudur. Sergen kalmış Diyadin gitmiştir. Ama son “7″ kayıp puanla tren de kaçmıştır. Çünkü geç kalınmıştır…Vah Es-Es vah. Bence Es-Es pes!
Not: Bu yazı, piyasadaki bazı haftalık ve aylık spor dergileri için İbrahim Dincer kişisi tarafından yazılmıştır. Bende onlardan birinden aldım..
İnönü Stadı'nda oynanan Liverpool maçının ardından, Liverpool'un forum sitesine göz atarken, Beşiktaş fans... Where are you? başlığında altında Liverpoollular'ın, Beşiktaş taraftarlarına olan hayranlıklarını dile getirdiklerine rastladım. Merak edip görmek isteyenler bu adresten bakabilirler... Forumda Liverpool taraftarlarının yazdığı yorumların bazılarından alıntı yaptıktan sonra, Liverpool maçının 2. yarısının ilk 10 dakikasını izlemenizi tavsiye ediyorum. İster Galatasaraylı olsun insan, ister Fenerbahçeli, ister başka bir takım taraftarı olsun hiç fark etmez... Eminim aşağıdaki videoyu izleyen her insanın tüyleri diken diken olacaktır..
Önce forumdan bir kaç alıntı; "I was overwhelmed watching you guys, even from the comfort of my sofa! Unbelievable atmosphere, which for those who were there must have been a pleasure to take part in. Does this go on every week? The coordination of the chanting and the support for the team was just incredible... Non stop for 4 hours. As a Red all my life, and for someone who has travelled to many Stadiums in my life, that was awsome, and undoubtedly the best. I wish I had gone..." "Sizi seyretmek çok büyük bir şeydi çocuklar, evimdeki rahat koltuğumdan bile olsa! İnanılmaz bir atmosfer, orada olanlar büyük zevk almış olmalılar. Bu her hafta, her maçınızda oluyor mu? Tezahüratların armonisi, uyumu inanılmazdı... Hiç durmadan 4 saat! Çok sayıda stadyumda maç seyretmiş bir Liverpool'lu olarak söylüyorum, muhteşemdi, ve şüphesiz en iyisi! Orada olmayı çok istedim"
"A lesson in how to support your team, singing and jumping for the whole game." "Takımınızı nasıl destekleyeceğinize, nasıl tezahürat yapıp, nasıl bütün maç boyunca zıplayacağınıza dair bir dersti."
"Top, top fans. Great support especially when you think that before tonight they had no success in the CL for years. Mind you their team played with great heart as well." "En iyi, en iyi taraftar grubu. Bir de dün geceye kadar Şampiyonlar Ligi'nde yıllardır elle tutulur başarısı olmayan bir takımı desteklediklerini düşünecek olursanız, harika! Futbolcuları da bütün kalpleriyle oynadılar."
"I liked that chant that started Shhhhhhhhhhhhhhhh - the waving and jumping of the crowd looked mint. I said last night i'd love to be in a crowd like that at anfield." "Ben en çok 'şşşşş' ile başlayan, dalgalanma ve zıplamayla devam eden tezahüratı sevdim. Dün gece o kalabalığın içinde olmayı çok isterdim."
Ve bu da, bu övgüyü gerçekten hakeden taraftarın ta kendisi;
Aurelio devşirme Türk oldu diye kıyametler kopmuştu? Son gece de en çok alkışı alan adam oldu. Keşke kalede Ivankov veya Petkoviç, geride Song, Wederson, Risp, Toledo, orta sahada Aurelio, Alex (Krita), Lincoln, Smulukoski ve ileride Dos Santos ve Bobo veya Balili olsaydı... Takımın başında da bir zamanlar kovulan Joahim Löw! Nasıl ama? Her halde Norveç, Bosna, Malta, Moldova ve Yunanistan’a toplam “12” puanı vermezlerdi...
Bunlar olacak.. Globalleşen ve değişen dünyada elbet bir gün olacak. Olacak ama bir çınar ağacı gibi yüzyıllar boyunca ayakta kalamayacağımıza göre biz görebilir miyiz orasını kestiremiyorum...
A Milli Futbol Takımı'nın ne zamandan beri, Malta gibi Dünya sıralamasının sonlarında yer alan bir takıma attığı beraberlik golü sonrasında sevinen futbolculara ihtiyacı vardı merak ediyorum...
Fatih Terim'in en kısa sürede onurunu ve kariyerini korumak adına istifa etmesi taraftarıyım.. Hakan Şükür konusunda da tek kelime edecek halim kalmadı artık...
Şok, şok, şokkk! Temmuz, Ağustos aylarında 3 büyüklerin Avrupa Kupalarındali "ön eleme" maçlarını vatandaş Ahmet artık izleyemeyecek! Ayrıca Galatasaray'ın eleme turlarını geçmesi halinde UEFA Kupası'nda ki bütün maçları da özel bir kanalda kalacak. 70 Milyonluk ülkede halkın ekonomik durumu malumunuz. Ve Büyük(!) de olsalar takımlarımızın hali de malum. Bu durumda bundan sonra parası olmayan futbolu unutsun..!
DECODER’LE İLK TANIŞMA YILLARI...
Her şey seneler önce Tele 10 denilen bir şifreli kanalla başladı. Ömrü kısa sürdü ve kapandı. Sonra Cine 5’le tanıştı Türk halkı. Milyonlarca insan Decoder denilen bu kutulara yatırdı paraları. Futbol artık bu kanaldaydı ki birkaç yıl sonraki ihaleyi alamayınca Cine 5 de bitti. Uzun yıllar sadece film oynatarak ayakta kalmayı denedilerse de tabi ki başaramadılar ve geçen sene normal antenden düz yayına geçtiler. Ve 9 yıl önce futbolu alan Lig Tv hala dimdik ayakta ve devam ediyor. Ama o yılları hatırlıyorum da şöyle, eve aldığımız Cine 5’leri kapattırmak sonra gidip Lig Tv decoderlerine sahip olmak hiç de kolay olmadı. Gelen giden yetkililer kapanan kanalın iade edilen kutuları sonra Lig Tv’nin montajı anten kurulumları vs vs. Ve tabi ilk başta ağır gelen ücretleri yüzünden meyhanelerde, kahvehanelerde duman altında üstüne üstlük fahiş de paralar vererek geçen onca yıl. Taa ki eve alıp taktırana kadar...
BURASI TÜRKİYE?
Futbolun artık bir endüstri olduğu günümüz dünyasında şifreli kanallardan maç izlemek gayet doğal. Ama bu hali vakti yerinde, sokaklarda tinercilerin olmadığı, cam silen selpak satan çocukların yaşamadığı, bankomatlara girip gece soğuğunda orada uyumayan insanların olmadığı, işsizlerin olmadığı devletin maaş bağladığı, insan gibi insanların yaşadığı 1’nci Dünya ülkeleri için geçerli. Ya biz? Ya Türkiye? Bu ülke kim ne derse desin, her alanda her şeyi ile hala çok geri kalmış zavallı bir 3’ncü dünya ülkesi. Buna itirazı olup da laf edenler mutlu çoğunluğun az bir kesimi ve etraftaki ceset misali tesadüfen yaşayan milyonlarca insanın varlığının bile farkında olmayan ensesi kalın bir zümre. Onlara göre Türkiye gayet iyi ve gelişmiş bir ülke ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Aslında sol bir yazı gibi oldu. Oysa ne sağcıyımdır ne solcu. Dünyalıyımdır sadece, insani ve objektif görüşlere takıldım bunca sene. Asgari ücretin,emekli, memur, işçi, esnaf ve öğrencilerin sürüm sürüm süründüğü bu ülkede en az 25 milyon insanın tek tesellisi de Futbol. İşte bu kesimin tek eğlencelerinden biri olan futbol da artık elinden alınıyor yavaş yavaş...
BU BİR SOYGUUUUUN..!
Geçen hafta şimdi de D-Smart denilen bir yayın kuruluşu kaptı Avrupa kupaları ihalesini. Ve 3 büyük takımın maçlarını da aldı.Yayını almak için şimdi o kutulardan da alınması gerekiyor. Yani Turkcell ligi için Lig Tv’ye devam edeceğiz bir de bundan almak gerecek. Yakında Basketbol da uçup gider normal antenli kanaldan. Bir kutu da ona alırız. Böylece decoderlerle dolu 5-6 katlı bir Tv sehpası edinmek de cabası. Bonus misali. Tabi bu işin şakası ama alamayacak milyonlarca insan için şimdiden görünüyor gene dumanlı meyhane, kahvehane ve çay bahçelerinin yolları. Ne yapacak bunca insan şimdi? Bu kutulardan alan bu iş yerlerinde çay-kahve alkollü içecek ve yediğiniz içtiğiniz her ne varsa da öyle masum fiyatlarla sunulmuyor tabi size. Onlar için yeni bir rant ve kazanç kapısı olurken halkın büyük bir çoğunluğu için işkencedir bu. Her şeyini satan bir ülkede elbette bu firmalara “Durunyahu bu kadar millete yazık değil mi? takımlarını izleyemeyecekler” diyecek bir devlet beklentimiz de yok zaten olmaz, olamaz. Sizin anlayacağınız soygun artık illegal değil legal olarak gözümüzün içine baka baka yapılıyor. Anormal tlf,su, doğal gaz, elektrik, kiradan beli kırılan millet şimdi de bu özel TV kanallarından çekecek bakalım nereye kadar? E madem öyle ben niye yazıp da feryat ediyorum ki? Hiiç,en azından keriz olmadığımızı soyulduğumuzu sizin adınıza bari ben haykırayım da farkına varsınlar diye. 1,5 ay sonra eleme turları başlayacak. Ve tabi ki dişinden tırnağından arttıran çok deli fanatiklero pis yerlere gidip izleyecek belki ama milyonlarcası ancak gece haberlerinde 3 dakikalık özetle yetinmek zorunda kalacak ne yazık ki. 1-2 milyon “Türkiye iyidir sen çok karamsarsın” diyen sırtı kalında evinde izleyecek tabi maçları. Geriye kalan 23 milyona“Paran yoksa maç yayını da yok!!” gibi bir tokattır bu atılan. Ve tokadın diğer adının da aynı zamanda bir soygun olduğundan zerre kadarşüphem yok. Allah sonumuzu hayır etsin diyeceğim ama o da zor. Sona doğru koşar adım gidiyoruz. Hem doğa hem insani duyular artık bitti bitiyor.Geriye söyleyeceğim tek şey kalıyor. Her zaman ki gibi.
Not: Tuncay gitti güle güle. Kimilerine göre küçük takıma gitti. Bana göre de öyle. İyi güzel de böyle düşünenlere, küçük kafalara da ufak bir not: Gittiği yer Premier lig. Yani her hafta sonu dünyada milyarlarca insanın izlediği dünyanın en büyük ve gene bana göre “1” numaralı ligi. O küçük takım bir hafta Chelsea, bir hafta Arsenal, bir haftaM.Utd ile oynayacak. Dünyada 60 ülke şifresiz kanaldan canlı yayınlıyor bu maçları. Küçük takımın büyük izleyici kitlesi olacak. Ve sonra daha büyük takıma bir zıplama tahtası olacak Tuncay için Middlesborugh. Anlaşıldı mı acaba küçük kafalılar?
Her yaz başı aynı rezillik. Merak ediyorum da dünyada okurlarına bu kadar saygısız, bu kadar yalan haber vermekten ve bundan sadistçe zevk duyan bir yazılı basın daha var mı? Avrupa’yı araştırdım baktım ama bir günde sayfalar dolusu onlarca transferi bir çırpıda bitiren bir gazete veya dergi daha bulamadım. Bu ülkede madem sallamak bu kadar basit. Biz de işi daha daabartıp sizler için en cicilerini alalım bari dedik..!
Daha Neler Göreceğiz Bakalım
Evet bu ülkede nasıl olsa yalan haber yazmanın, okurlarını aldatmanın hiçbir sakıncası ve cezası yok. Eh ben de bizim büyüklerin nerelerinde ne eksik varsa ona göre yaptım işte transferleri oldu bitti. Aşağıdaki liste sadece 5 gün içinde çıkan transfer haberlerine ait bir liste. Üstelik arada mutlaka atladıklarım ve kaçırdıklarım da olmuştur. Ama daha da fenası Temmuz’a kadar buna yüzlercesi, binlercesidaha eklenecek olması. Hadi gelin bakalım hangi takımlarımız 5 günde kimleri almış.
Aslana Lincoln!
Fenerbahçe Makaay’ın peşinde..
Beşiktaş’ta Gravesen atağı!!
Cim Bom Diarra’yı listesine aldı..
Kartal Fransız stoper Marchal’la söz kesti..
Kayseri’de Kovaçeviç heyecanı!! İş bitmek üzere..
Serkan tamam. 1,3 Euro’ya ikna oldu. Trabzon Rüştü’yü de istiyor.
Wederson Fener’e doğru!
Aslan Lima’yı bitirdi bile! (Nasıl bitirmekse imza yok, foto yok)
Sarı lacivertlilerin listesinde ayrıca Makalele (Chelsea), Maldonado(Santos), Quaresma(Porto), Riquelme (Villa Real), Zigic (Racing Santander), Rommedahl (Charlton) da var...
Galatasaray’da son hedef: Linderoth.. İsveçli milli oyuncu için harekete geçildi.
Kartal’da son hoca adayı: Scuhuster...
Hakan Kadir Balta, Aslandagibi...
Kezman, Vitesse’nin yıldızı Lazoviç’i önerdi. “Bu adam kaçmaz”...
Fenerbahçe’de Jansen İddiası. Mönchengladbach’ın sol beki için düğmeye basıldı.
Kartal’da Mehmet Yozgatlı atağı...
Trabzon’da Serkan’dan sonra sıra şimdi Rüştü’de...
Kalli devreye girince Lincoln “Evet” dedi...
Lincoln Cimbom’la el sıkıştı!!
Jimmy Floyd Hasselbaink Kartal için hazır!!
Lyon’dan ayrılan Çaçapa Galatasaray için yeşil ışık yaktı...
Aziz Yıldırım’ın dünya yıldızını açıklıyoruz. Trezeguet!!
Trabzon Wisla’nın golcüsü Brozek’le anlaşma aşamasında...
Kezman isim vermeden yeni golcüyü açıkladı. Zigic!!
Hasan Kabze Kartal oluyor..!
Tuncay Milan’a daha yakın..!
Sami Hyypia transferi zora girdi...
Mohamed Zidan Bursa’ya doğru..!
Trabzon kararlı. Karim Saidi ve Ali Boussaboun ile bire bir görüşmelerde sonuç olumlu...
İşte böyle sevgili okurlar. Bu listeden şimdilik sadece Wederson Gökçek ve Serkangerçekleşti. Belki 1 ya da 2 tanesi daha olabilir. Bu da çıkan haberlerin sadece % 2 ila 5’inin doğru olduğuna delalet. Bu arada bu çok sevimli ve dürüst medyamızın hayali işlerlerle uğraşırkenbazı gerçek transferlerde fena halde patladıkları, haber kaçırdıklarıve ruhları bile duyulmadan bir günde kimlerin nerelere gittiğini de ancak Tv ve Radyo haberlerinde duyduk. Örnek mi? Çarşamba sabahı okuduğum “Gençlerbirliği ile prensip anlaşmasına vardı” denilen Bülent Korkmaz’ın ben bu satırları yazarken geneÇarşamba günü sabah saatlerinde Bursaspor’un yeni hocası olması veya Sporting Lizbon’un golcü sol açığı Tello’nun da gene Salı gecesi uçaktan inip Çarşamba günü öğle saatlerinde senede 900.000 Euro’danKartal’a 4 yıllığına 2,7 bin Euro karşılığında imza atması gibi.
2 Yıl önce yaşanan Türkiye – İsviçre maçından sonra verilen cezalar günlerce konuşulmuş ve bazı çevreler çok rahatsız olmuştu verilen cezalardan. Hatta bununla da kalmadı İsviçre’yle bizim aramızdaki medeniyet farkını tartışma konusu bile yapıp hiç utanmadan, sıkılmadan medeniyet tartışması açıp onlardan çok daha medeni bir ülke olduğumuzu iddia edip, yazıp çizip konuştular günlerce lak lak lak…Bu ülkede maçlara rakip kulüplerin başkanları ve federasyon başkanı gidemiyor. Hatta kendi başkanları gidemiyor mezardaki anası yad edilmesin diye. Bu ülkede rakip takım taraftarlarına 1500 kişi ayrılıyor, o da zorla götürülüyor. Bu ülkede polis resmen dayak yiyor ve görev yaptığı tribünlerden geri püskürtülüp içeri kaçıyor. Bu ülkede her sene milyarlarca liralık koltuk parçalanıyor. Kadıköy’de kafası yarılan Geretz ve kulağının dibinde torpil patlayan Mondragon’a yapılanlar karşılıksız mı kalacaktı? Hayır kalmadı işte. Rövanş 1000 katı daha ağır bir şekilde alındı Düşman (!!) tarafından. Galatasaray büyük fark attı Fenerbahçe’ye ve gece rahat rahat uyuyup kanlarını yerde bırakmayan savaşçının gururu ile sevindirik oldular. Hakem Bülent Demirlek’in anacığı sık sık anıldı. Bu küfürlere katılan Bayanlar (!) bile geldi ekranlara. Düşman takım sahaya bayrak dikmesin diye diğer düşman nöbet tuttu saha ortasında. Sanki başka dünyanın, başka gezegenin ayrı ayrı bireyleriydi tüm ülke takımlarının taraftar bozuntuları. Bu madalyonun görünen yüzü idi sadece. Türkiye 2 ve 3’ncü liglerinde neler yaşanıyordu acaba? Ama Uefa gidip kapısında yalvaran ve el öptüğü rivayet edilen bir federasyon başkanı ve Uefa as başkanı sayın Şenez Erzik’in hatırına birkaç maç saha kapatmayla geçiştirdi işi. Suçun babası buydu asıl. “Türkiye 4 yıl hiçbir uluslar arası etkinliğe katılamaz, ayrıca 10 milyon İsviçre frangı ceza ve kulüplerinin de Avrupa kupalarından men edilmesi” diyemediler. Demediler. Deselerdi önce ağlayıp zırlayacak ama sonra hep kendi içimizde sorunların çözümü için daha radikal ve etkin kararlar alacaktık. İngiltere Heysel stadında yaşanan faciadan sonra nasıl böyle mum gibi oldu sanıyorsunuz? Bir tek koltuğu söküp atmanın cezası 2,5 yıl hapis ve 7500 Euro para cezası oralarda. Polise kalkan eller ise anında kırılır yok edilir oralarda…
Rezaleti Herkes Gördü! Dünyanın sayılı derbisi denilen artık iğrençleşmeye başlayan bu yozlaşmış, kokuşmuş pis rekabetleri Avrupa’lı haberlerde ekranlara taşıdı. Tuncay’ı izlemeye gelen Real Madrid’li tarayıcılar da gördü olup bitenleri. Kimsiniz siz? Nesiniz? Nerelerden geldiniz vahşi mahluklar. 1960’lı yıllarda kafasında çiçekli şapkaları ile maça giden bayanlar vardı bu ülkede.Ve kravatlı fötr şapkalı medeni Avrupa’lı Türkler!!! O yıllarda değil rahmetli ve yaşayan analara küfür, sahadaki futbolcu ve hakemlere bile en ufak tacizde bulunulmazdı. Maç çıkışlarında Metin Oktay’ı Fenerliler sarılıp öperken, Can Bartu ve Lefter’leri de GS’liler bağrına basardı. Ne olduysa 70’li yılların sonu ile 80’lerin başında tasını tarağını toplayıp tahta valizi ile Haydarpaşa garına inip denizi gördüğünde “Abooov ne buyuh göl laa bu??” diyenlerin şehirlere akın etmesinden sonra oldu. Şimdi onların torunları ve tohumları bir ucu Kocaeli, diğer ucu Edirne’ye kadar uzanan bir gecede diktikleri evlerde büyük koloniler oluşturup üredikçe ürediler, çoğaldılar. Kimse demesin “Ekonomik yokluklar ve halklar arasındaki gelir dağılımı farklılıklarıdır” bunlara yol açan diye. “Ülke genelindeki olumsuz yaşam koşullarının haklara yansıyan psikolojik aynasıdır bu” diye. Bu öyle yanlış bir görüş ki. Acıyorum o koskoca aydın geçinen ve kendi yalanına kendi de inanan bu acz içindeki sözde köşe yazarı ve aydın geçinen karanlıkçılara!! Bu ülkede ekmek, şeker, tuz karneye bağlanmıştı. Halk günlerce aç kalmış 1 ve 2’nci dünya savaşının sıkıntılarını en derin bir şekilde yaşamıştı. İnsanlar arasındaki gelir dağılımı yine uçurumlar oluşturuyordu. Yokluk, fakirlik ve sefalet yine vardı. Ama bir simitçi ile bir bürokrat arasında zerre kadar fark yoktu. Herkes birbirine sevgi saygı duyar, insanca davranırdı. İşte o yıllarda da 3 büyükler vardı, 1959’da kurulan Türkiye ligleri ve öncesinde de binlerce maç oynandı. Bu olup bitenlerin milyonda biri bile yaşanmadı bu ülkede. Galatasaray’ın Uefa kupasını aldığı sene Beyoğlu’nda 2 Leeds’li taraftar bıçaklanarak öldürüldü. Kim vurduya gitti bu ülkede. Ama “Avrupa’da da oluyor” diyenler yalan söylediler yine. Geçiştirdiler olayları. Ve gün geldi Türkiye – İsviçre maçını yaşadık…
Radikal Kararlar Derhal Alınmalı Önümüzdeki sezon günahı olan olmayan bütün takımları 1 yıl boyunca seyircisiz oynatabiliyor musunuz? Adam olana dek. Naklen yayınları durdurup kaldırabiliyor musunuz sıkıysa? Tabii yaa olur mu hiç? Muazzam bir rant dönüyor. Kulüpler naklen yayın ve kupadan gelen gelirlerle ayakta dururken bu mümkün mü? Tv’lerdeki tüm çok adamlı spor programlarını kaldırıp sadece TRT’nin siyah beyaz tv’li zamanında olduğu gibi 9 maçın sadece yorumsuz görüntüleri ile haber amaçlı sade ve temiz programlar yapabiliyor musunuz? Gazetelerde maç yorumlarını yaparken objektif bir şekilde yazmayanları denetim altına alabiliyor, bunların takipçisi olabiliyor musunuz? Çocukça bir düşünce değil mi benim ki? İyi o zaman devam edin böyle. Seneye ve ondan sonraki 10 sene 20 sene yeni Polat’lar, yeni Yıldırım’lar, yeni Demirören’ler ve yeni Hacıosmanoğlu’ları türer. Karşılıklı atışmalar devam eder. Sonra kokuyu iyi hisseden, bu kavga kin ve şiddetten zevk alanların da yapacakları ile Türkiye Dünya spor sahnesinden yok olup gider. 600 yıl sonra bize yine “Anacığıım kaçın Türkler geliyor!!” demeleri mi hoş, yoksa Yüce ATA’mızın “Muhasır medeniyetler seviyesindeki yerimizi almak” mı? Pazar günü ana haber bültenlerinde analar babalar çocuklar bu savaşları izledi, inceledi, ürktü korktu ve sindi. “Bunlar son olsun, dileriz bir daha aynı görüntülerle karşılaşmayız” demek de artık klasik oldu ve geçerliğini yitirdi. Eğer en yakın zamanda radikal ve çok ağır bir şekilde caydırıcı tedbirler alınmazsa (Ki hiç sanmıyorum) bu ülkenin işi ilk önce Spor’da, sonra siyaset ve Dünya sahnesinde bitmiş olacaktır. “Baskın basanındır” diyerek göçü gerçekleştirenler ama adam olmaya, şehirli olmaya, insan olmaya bir türlü yanaşmayanlar, eğitim ve kültür aldıkları halde genetik mutasyona uğradıkları için geldiği yerdeki töre ve geleneklerini aynen büyük şehirlerde de hayata geçirenler kına yaksınlar o zaman. 30-35 sene önce ağlayıp güldüğümüz gül gibi filmlerimiz varken şimdilerde her kanalda oraların yaşam kültürü ve vahşetinden dizi yaratanlara da lanet olsun. Yeni Polat Alemdar ve Memati’ler kırıp döküyor salon ve stadyumları işte. Aferin size helal olsun.