Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı, Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım!..
"Ve mutsuzduk biz Ah ne güzeldi o günler…"* * Victor Hugo
Yüzündeki serinlik kimin gözlerine dokunsa mahcup bir bakışa dönüşürdü. Uykusuna gömülmüş meyyit olurdu kim varsa. Önce ben düştüm. Sonra şehir, insanlar… Bakışların kanıma karıştı ve zehirlendim. İstasyon istasyon arandım durdum. İçim ezildi. Bir sabahı daha geçtim- buhurumeryem- düşlerimde gezdirdiğim ivedi tutku ve son tren. Ağır teamüllerin nişanı üstümde gezdirildi; sana mühürlendim. Oysa sen, ne kadar kahramansan, ben o kadar olağan şüpheliydim. Rutubetli yüzler, çarmıha çekilmiş birkaç resim ve fırtınadan arta kalan son martı çığlığı. Efkar tutarsa beni bu şehirde, tutarsa yılgın bir titreme; - Anla o zaman ne kadar hatıra varsa karantina. -Zabit kayıtlarında eşkâlimize şerhler düşüyor sinsi bir kalem. Gözlerini lavaboda unutmuş metalik bir gülümseme beni sana ihbar ediyor. Ve yarım kalmış bir öfke sahibini arıyor. Farkında mısın? - Ömer İdris A.
Çok sevgili Yasmin Levy ablamızın 14 Temmuz'da "İstanbul Jazz Festivali" kapsamında İstanbul'a geleceğini öğreneli aslında bir kaç gün oldu... Ve hatta aslında Efsanevi Boşnak şarkıcı Dino Merlin'in 11 Mayıs'ta İstanbul'a gelip Cemal Reşit Rey konser salonunda konser vereceğini, biletlerin biletix'te satışa sunulduğunu öğreneli neredeyse 2 haftayı geçti... Ama evet, tembelim bu aralar... Bahar geldi, her canlı canlandı, toprağın altındakiler dışarı çıktı, çiçekler açtı falan filan, ben bi canlanamadım nedense... Yine de olsun, ya 11 Mayıs'ı geçtikten sonra yazsaydım Merlin'in geleceğini? Ya Yasmin Levy'nin konserinde edindiğim izlenimleri anlatsaydım? Geç olmuş olabilir ama güç olmamıştır henüz... Yasmin Abla'dan "Me Voy" patlatmazsak içim rahat etmez şimdi...
Ağzımı açsam küfürler savurmadan kapatamazmışım gibi… Avuç içlerimden kuru dallar fışkırıyormuş gibi; neye uzatsam bi yanından yırtıp acıtacakmışım gibi. Öyle
ki; ağız dolusu cümleleri hem konuşamaz hem içime sığdıramazmışım da
öylece duruyormuşum gibi, içimden dört nala koşturanlara bakıyorken bir
yandan da…
Çekip çıkardığımda hayatımdan, geriye kalanla da
pekâlâ devam edebilecekken yola, belki hatta daha engebesiz yürüyebilme
ihtimali de gün gibi dururken tepemde… ama işte bir türlü
sonlandıramıyorken bi dolu neden münasebetiyle… onca can sıkıntısı
sonrasında hala birşeyleri usulüne uydurmaya çalışırken ki hiç mümkün
olmamasına rağmen üstelik…. Çekip çık(ar)mayı bilmeli insan, öğrenmeli
ya da tez elden… Hiç uğruna sıkılmamalı can, değecekse harcanmalı zaman.
Kendine söylediklerine kulak kabartılmalı… cümlelere şimdiki zamanlarla başlamalı, kurulurken kekemelikten kurtarılmalı dil.
Şimdi işte; neye uzatsam elimi üzerime yıkılacakmış ama hiç umrumda olmayacakmış gibi sanki… Varken
can sıkmaktan başka fayda vermeyen şeylerin yokluğundan tedirgin
olmanın haybeyeliğini hatırlatıyormuşum gibi kendime, üzerinden geçip
zamanın - geçerli nedenleri sıralarken altalta….
“geçecek” dedim….geçenleri düşünürken ve üzerime sinen halden umulmayacak kadar sakinken…inandım sonra,inandırdım…
Biraz daha iyiyim. Sırtüstü yattığın yerden, iki kanatlı
pencerenin müsaade ettiğin ölçüde gökyüzünü görebiliyorum. Dışarısı denilen o
korkunç ve muazzam imgeyle tek bağım gökyüzü. Kuşlar çok nadir geçiyorlar ve görüş
açım fazla olmadığı için hemen kaybediyorum onları. Bulutlar ise ayrı bir alem.
Havanın parçalı bulutlu olduğu günler, onlarda şekiller, hayvan ve insan
figürleri çıkarmaya çalışıyorum. Bu arada şansım yaver gider de birkaç tanıdık
sima çıkarabilirsem ne mutlu bana.
Aslında kimi zaman aklımız kısadır, ama hayatımızın herhangi bir anında yapmaya çalıştığımız herhangi bir şey insanlığı bağlayıcı olabilir...
Yönetmen-Yapımcı-Senaryo : Arinsu Arslan (Tunceli doğumlu) Oyuncular : Serengil Demir, Veli Sezgi Müzik: Metin & Kemal Kahraman Çekim yeri:Tunceli/OVACIK
Aldığı ödüller: İzmir Uluslararası kısa film festivali gösterim 16. Uluslararası Ankara film festivali jüri özel ödülü 26. İFSAK jüri özel ödülü 1. Tohum Kısa Film Festivali YILMAZ GÜNEY özel ödülü
Türkiye ileri gideceğine sürekli
geriliyor. Eriyor, küçülüyor, yok oluyor. Hayatın her alanında her tarafında
yaşanan korkunç bir erozyona uğrama süreci başladı sanki. Hatta erozyon da
değil mutasyon, haydi Türkçe yazalım değişim de diyebiliriz buna. Hem de
futbolda tam 85 yıl bekledikten sonra bir yerlere gelmek üzereyken…
15 Martta Ankara’da oynanan
Ankaraspor – Galatasaray maçında misafir takımın taraftarları küfür ettiği için
Galatasaray’a seyircisiz oynama cezası veriliyor. Avrupa ile it dalaşına girip
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti. Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde böyle bir ceza
yok!Bugün bana yarın sana. Hafta sonu
maçında Kadıköy’e kiralık 50-60 çapulcu sokarsın. Bol bol küfür ederler.
Fenerbahçe de bir sonraki maç veya maçlarını seyircisiz oynar. Ve bu örnekten
yola çıkarak bir zaman gelir bu liglerde hiçbir takım seyircili oynayamaz hale
gelir. Bu nasıl bir izan, idrak, akıl mantıktır? Bu cezayı icad eden ve
uygulamaya sokan ey sivri akıllılar!
Avrupa ile it dalaşına girip de kendini
onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol ülkesi
olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun ki
İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere Avrupa’nın
futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde, hiçbir derbide rakip
takım taraftarlarına 1500 bilet verip sonra da onları bir vahşi hayvan gibi
üzeri kapalı, her tarafı tellerle çevrili kafeslere tıkmıyorlar. Eğer senin
insanın hakikaten bir vahşi hayvan gibiyse o zaman da devlet kanun ve hukukunu
devreye sokup o insanları durdurursun. Bir avuç seyirci ile izlenen büyük
maçlar, bu ilk 6 büyük futbol ülkesi ve diğer Avrupa ülkelerinin hiç birinde
yok!
Avrupa ile it dalaşına girip de kendini
onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol ülkesi
olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun ki
İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere Avrupa’nın
futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde, hiçbir derbiden önce
taraftarlar böylesine birbirini yemiyor. Evet tabi ki oralarda da zaman zaman
görülüyor bu olaylar ama bizdekinin eşi benzeri yok. Senede 6 kez üç büyükler
arasında yaşanan her derbi öncesinde sanki bir klasik haline gelmiş bu vahşet
görüntüleri. Yarın öbür gün belki aynı birlikte silah altında askerlik arkadaşı
olacak bu gencecik cahiller ordusu bir birlerinin kafasını taşla yaralamak,
bıçaklamak gibi insanlık dışı dürtülerin önüne geçemiyorlar ne yazık ki.
Cumartesi günü Beşiktaş maçı öncesinde sokak ve caddelerde bilmem kaç yüzüncü
kez yaşanan bu vahşete dur diyecek biri yok mu? Bence yok!! Ve lafa gelince
“Nedir bu Avrupa özentisi, asıl onlar barbar, medeniyeti bizden öğrensinler,
biz her zaman daha büyük bir ırkız” diye ahkam kesen ey aklı kör beyinler.
Avrupa’da, her hafta, her sezon bu kadar çok olay yok..!
Avrupa ile it dalaşına girip de
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde polis
kalkanları altında taç atışı yapmaya çalışan bir dünya starı var mı? Hafta sonu
Chelsea – Middlesbrough maçından bir korner atışı geldi bir kanalda ekranlara.
Köşe gönderine sadece 2
metre mesafe vardı. Korneri atan da rakip takım
futbolcusuydu ve hemen arkasında,biri 7
biri 10 yaşlarında iki çocuk merakla eğilip izlerken, arkada da bir sürü bayan
taraftar vardı. Ellerinde içecekleri ile güler yüzler sergiliyorlardı?? Geçen
seneki su faciasından sonra Galatasaray’ın aldığı büyük cezaya rağmen hala
sahaya hem de iki kez aynı futbolcuya atılan yabancı maddeler var mı o
ülkelerde? Ne kadar iğrenç bir görüntüydü. Polisler ve kalkanlar havada.
Arkasında Alex eliyle polislere açılın da topa vurayım diye yalvarıyor. Var mı
böyle bir ülke daha ha? Yok!
Avrupa ile it dalaşına girip
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde, hiçbir
derbiden önce bir kulüp başkanı çıkıp da “Trabzon’daki maçta 1995-96 yılında
kaçan şampiyonluğun rövanşı” bahanesiyle binlerce insanı son hafta oynanacak
Trabzonspor – Fenerbahçe maçı öncesinde adeta savaşa kışkırtıyor mu? Üstelik
bir de şöyle başkan böyle başkan diye bahsediliyor kendisinden. Çiçeği burnunda
yediği naneye bakın siz. Var mı Real’de, Milan’da, M.Utd’de, Barca’da,
Bayern’de böyle bir başkan? Oralarda bilmem ne sezonunda kendi aptallığı
yüzünden kaçırdığı şampiyonluğun hesabını kesmek için yıllar sonra gündemi
gerilime iteleyen bir başkan var mı? Yok!
Avrupa ile it dalaşına girip
kendini onlarla aynı platformda görmek, hatta onlardan daha üstün bir futbol
ülkesi olduğunu kanıtlama kompleksindeki ey Türk milleti; Şunu kafalara sokun
ki İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve Hollanda olmak üzere
Avrupa’nın futbolda adı en yüksekte seyreden bu ilk 6 ülkesinde simit satışı
yüzünden çıkan kavgada, küfür ettiler diye bir futbol kulübünün binasını basıp,
silahları çekip acımadan insanları çekip vuran ailelerini acılar içine iten,
futbolcularının psikolojilerini alt üst eden bir başka ülke daha var mı? Yok!
NEDEN BU 6 ÜLKE?
Bugün başta FIFA ve UEFA olmak
üzere, Avrupa ve Dünya’da hangi futbol sitesine girerseniz girin ilk önce o 6
ülkenin o haftaki puan cetvelleri çıkıyor önünüze. Kabak gibi. Peki neden?
Nedeni işte yukarıdaki gibi iğrenç örnekler yüzünden. İçin için, sinsice bir
gözlem altında tutuyorlar bizi ve bilinç altında bizi hiçbir zaman adam yerine
koymadıkları için. Yarın 2008’de Türkiye Avrupa şampiyonu olsa ve şimdilerde Fenerbahçe
sonralarda bütün takımlarımız da Avrupa’da aynı zaferleri yaşasa o zaman 7’nci
ülke olur muyuz dersiniz acaba? Hiç sanmam. Çarşamba gecesi Fenerbahçe
kaybettiğinde de zerre kadar kılım kıpırdamayacak. Zira tur atlanılan gecelerde
oturduğum bölgede silahlar patlıyor yıllardır. 25-30 sene önce olmayan şeyler
bunlar. Korkunç, ürkütücü bir değişim gösteren bu garip halk ve halklar
topluluğu adam gibi, insan gibi, sporu spor gibi yapıp, sporu spor gibi kabul
edip izlemeyi öğrenmedikçe de bu ulusa AVRUPA’da başarı haram ve hiç yakışmaz…